| |
ÜNLÜ TARİHÇİ PROF. DR. KARPAT, ÇERKES SÜRGÜNÜNÜ ANLATTI
Kafkas Dernekleri Federasyonu ile Ankara Kafkas
Derneği’nin Ankara Milli Kütüphane Konferans Salonu’nda ortak düzenledikleri
panelde “Çerkes Sürgünü” ele alındı. Panele Amerika’dan özel olarak davet
edilen Prof. Dr. Kemal Karpat ile ülkemizde konuk olan Kabardey-Balkar
Cumhuriyeti Nalçık Üniversitesi tarih bölümü öğretim üyesi Prof. Anzor Kuşha
Bi katıldı. Sürgünün 140. yıldönümü olan 21 Mayıs da gerçekleşen panel yoğun
ilgi gördü. Dünyaca ünlü tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat panelde özetle
şunları söyledi :
“Kafkasya’yı işgal etmeyi planlayarak yola çıkan Rusları Kafkaslılar
önceleri birer misafir gibi gördüler ve geleneksel tavırlarıyla
karşıladılar. Ama, çok geçmeden Rusların kurmak istedikleri yönetim sistemini
ve kalıcı yapı değişikliğini anladılar. Kafkasya’nın işgal projesine son
şeklini veren Çar Petro’dur. Ve o devirde Terek Nehri, Rusya ve Kafkas
halkları ile Hıristiyanlık ve Müslümanlık arasında bir sınır olarak
görülmüştür.
Bu gelişmelere karşı ilk büyük tepki bildiğiniz gibi Şeyh Mansur tarafından
yapılmıştır.Onun çıkışı Ruslara karşı mücadele ve Rusların yerli halkın
ahlakını düzeni bozmalarına karşı bir uyarı mahiyetindeydi ve bir direnişti.
Sonunda ne oldu Şeyh Mansur yakalandı Moskova’ya götürüldü ve 1794 yılında
idam edildi.
Kafkasya’nın kaderinde 1828 –29 savaşının önemi büyüktür. Bu bir Osmanlı -
Rus savaşıdır. Rusların adamakıllı Güney Kafkaslara doğru yönelmeleri ve
Kuban nehrine inmeleri II. Katerina zamanına rastlar. Daha o tarihlerde Rus
ilerlemesinin durmayacağı anlaşılmıştır. Fakat 1928-29 savaşında Osmanlı’nın
savaşı kaybetmesi ana müdafaa mevkii olan Anapa’nın ve Poti’nin elden
gitmesi yani Batı Karadeniz sahillerinin Osmanlı kontrolünden çıkması
sonucunda yerli halk tek başına kalmıştır. Bu aşamadaki savaşlar dini bir
mahiyet de almış, Gazi Molla, İmam Hamzat ve Şeyh Şamil ile bir süre imamlar
savaşı şeklinde devam etmiştir.
Rusya’nın, Kafkasları fethetme nedenleri
iyi anlaşılırsa göç ve katliamın da mahiyeti netlik kazanmış olur:
1850’lerde hatta 50’lerden biraz evvel 1848-49’larda Rusya batıya yani bu
günkü Romanya’ya doğru ilerlemeye başlamıştır ve orada gittikçe
hakimiyetini, etkisini genişletmiştir. Bu devrede aynı zamanda Kafkas halkı
üzerine baskıların artmış olduğu bir dönemdir.
Bu durum 1853’de yeni bir şekil kazanmıştır. Rusya’nın ilerlemesini
durdurmak için İngiltere, Fransa, Avusturya ve Osmanlı Devleti birleşerek
Rusya’ya karşı Kırım’da savaşmışlar ve Rus orduları yenilmiştir. Sonuçta
Rusya, Paris Anlaşmasını imzalayarak artık batıya doğru ilerlemekten
vazgeçmiştir. Çünkü karşısında bütün Avrupa durmaktadır. Batıya
ilerleyemeyen Çarlık Rusyası doğuya yani orta Asya’ya ve oradan Hindistan’a
ilerlemeyi hedeflemiştir.
Ayrıca, burada bir başka neden daha mevcuttur.Paris Antlaşmasıyla Rusya, Batı
Hıristiyanlığına dayanamayacağını anlamıştır. Çünkü, bu ilk defa yakın
tarihte Hıristiyan Avrupa’nın (Katolik Protestan Avrupa’nın) Ortodoks
Hıristiyanlığına karşı cephe alışını gösteriyor.. Buna karşılık Rusya da
Balkanlar da yaşayan Ortodoks Hıristiyanlığını hedef almıştır.Hem dine hem
de dile dayalı Ortodoks ve Slav Birliği hedefi ile Panslavizm ortaya
çıkmıştır böylece.
İşte bu büyük hesaplar içinde emeline ulaşacak Rusya’nın önünde en büyük
engel Kafkas halkı ve onların her şeye rağmen hürriyetini istiklalini korumak
arzularıdır. Her ne kadar batı Kafkasya Osmanlı idaresinde olmuşsa da tüm
Osmanlı idaresi süresince Kafkas halkı tamamen otonom yaşamıştır.
Balkanlarda Orta Doğuda bir Osmanlı idaresi kurulmuş olmasına karşılık
Kafkaslarda böyle bir idare mevcut değildir Osmanlı, daima Kafkaslıların
ihtiyaç, karakter ve geçmişlerini göz önünde tutarak onlara tam manasıyla
otonomi vermişti.
Müslüman Kafkas halkının Rusya’ya boyun eğmek istememesi diğer taraftan
Osmanlıyla Türklerle çok yakın ilişkilerini karşılıklı savunmalarını ve
yardımlaşmalarını sürdürmesi Rusları telaşlandırmıştır. Şayet Rusya batıya
gider bir cephe açar ve yahutta doğuya Orta Asya’ya giderse ortada onun
arkasında daima ve daima tehlike arz eden bir halk kalacaktır. Bu da Kafkas
Müslüman halkıdır. Bundan az bir süre evvel Baryatinski’nin mektupları
yayınlandı. Şeyh Şamil’e karşı mücadeleyi yürüten ve onu mağlup eden
Baryatinski’nin tavsiyelerinde yöre halkının ezilmesini ve ondan sonra yok
edilmesini tavsiye etmektedir..
Şeyh Şamil mağlup olduktan sonra şüphesiz Kafkasya’da direniş yer yer
halka kalmıştır. Malumunuz, bu savaşın tarihini inceleyenler bilirler Kabarda’yı işgal ettikten sonra yani Dağıstan’la Batı Kafkaslar birbirinden
ayrılınca artık ne Şeyh Şamil’in Çerkeslere ne Çerkeslerin Şeyh Şamil’e nede
Osmanlının Şeyh Şamil’e yardımına imkân kalmamıştı.
Batı Kafkasya’nın Doğu ile ilişkisini kestikten sonra, Rusya bu işlerin
diplomatik tarafını da hazırlamakta kusur etmemiştir. Ruslar eskiden olduğu
gibi bugün de çok usta diplomattırlar, küçümsememek lazım. 1859’da Rusya,
Osmanlı Devleti’ne bazı Müslüman grupların Kafkasya’dan Osmanlı Devletine
göçmelerine müsaade istedi. Hemen bir yıl sonra da 1860 Rus sefiri Melikof
Osmanlı Devletine bir anlaşma teklif etti. Bu anlaşmaya göre (Melikof’un
sunduğu bilgilere göre) savaştan zarar görmüş, yerlerinden edilmiş, 40 bin
kadar Müslüman güç durumdaymış ve bunlar yeni bir yere yani Osmanlı
Devletine göçmek istiyorlarmış ve bu konuda padişah bir anlaşma imzalar mı?
Abdülmecid’e sunulan bilgi budur. Bu uzlaşmaya dayanarak Ruslar, “Efendim
biz bunu Osmanlı Devleti ile yaptığımız bir anlaşmaya dayandırarak
yapıyoruz” dediler. Bazı meslektaşlar Rusları savunarak “Efendim bu basit
bir göçtür” diyorlar. ve göçü iki devlet arasında yapılan bir anlaşmaya
dayandırıyorlar. Oysa, bu bir anlaşma değildir bir aldatmacadır. Rus’un iyi
kullandığı diplomatik bir yoldur.
Adigeler, Abazalar vs. Kafkasya’nın en stratejik yerinde bulunuyordu ve en
sağlam direnişi de onlar gösteriyordu. Yerlerinden zorla atıldıkları gibi
ordular yavaş yavaş büyük halk kitlelerini denize doğru sürmeye başlamışlar,
çünkü öldüremediklerini vapurlara doldurup gönderecekler böylece Kafkasya
onların beğenmediği halklardan temizlenecekti. Yakılan köylerin öldürülen
binlerce insanların haddi hesabı yok.. Yine İngiliz raporlarında yer alan
ifadeler yürek parçalayıcı. Halk, tüm imkanları bitinceye kadar direniyor,
mücadele ediyor, savaşıyor, artık çare kalmayınca da, kendilerine tanınan
mühlet içinde hiçbir sağlık önlemi olmadan, varını yoğunu terk ederek
sahile inmek zorunda kalıyor. Daha yola çıkmadan açlık,sefalet, hastalık ve
kitle ölümleri başlıyor. Bu bir SOYKIRIMDIR, bir VAHŞETTİR.
Sahilde bindirildikleri gemilerin bir kısmı o kadar çok kişi aldı ki
battı;örneğin 2000 yolcu ile yola çıkan Spinks gemisi batınca ancak 200 kişi
kurtulabilmiştir. Samsun ve Trabzon ana çıkış limanlarıydı, bu limanlara
gelenler hastalığa tutuldu, yine İngiliz raporlarına göre her limanda günde
ölenlerin sayısı 200 - 250 –300 kişi civarındadır. Kanaatimce, Kafkaslardan
o tarihlerde ve ondan sonraki tarihlerde 2 milyon ile 2.2000.000 arasında
insan göç ettirilmiştir. Bir milyonu yollarda ölmüştür, hastalık, deniz,
savaşta vs. bu korkunç büyük bir rakamdır. Ve kimse ele alıp incelememiştir.
Ermeni katliamından söz edenler birazda bu masum halkın başına gelenleri
düşünmesi gerekmez mi? Bu noktada asıl sorumluluk size düşüyor. Ne güne
duruyorsunuz? Tarihi gerçekleri dünyayı anlatın ki, karşılığını da
alabilesiniz.
Gelen muhacirlerin büyük kısmı Anadolu’ya yerleştirilmiştir. Rumeli’ye
yerleştirilenlerin Çerkes sayısı 400.000 civarındadır. Bu halk 14- 15 sene
sonra 77-78 harpleri sonucunda tekrar bir hicrete mahkum edilmiştir. Bu da
acılarla dolu bir göçtür. Göçürülenler daha çok Suriye, İsrail , Ürdün
,Libya gibi yerlere yerleştirilmesidir. Şeriya nehrinin iki tarafına ve
Kuneytra gibi yerlere. Bu halk oralarda da yine bir sürü felaketle
karşılaşmıştır.
Bu kahraman halkın çektiği yetmemiş gibi bir de o tarihlerde Avrupa basını
Çerkesleri kötülemeye başladı. “Efendim; Balkanlarda şöyle yapmışlar, böyle
yapmışlar, kadın kaçırmışlar” vs. 77-78 savaşıyla ilgili İngiliz Konsolos
raporlarına göre bir kız kaçırma, kadın kaçırma rivayeti vardır. Söylemler o
kadar çoğalmış nihayet İngiltere Dış İşleri Beyrut’taki konsolosluğuna emir
veriyor, “Git, araştır bir Çerkes grubu var orada, onlar 70 tane kadını
kaçırdılar ve yanlarında tutuyorlar” diye. İngiliz konsolosu araştırma
yapıyor ve rapor yazıyor: “Ben araştırmayı yaptım, kesinlikle herhangi bir
kaçırılmış bir Hıristiyan kadın yok bulamadım. Bir tek bir Bulgar kadın
İsmail isminde bir Çerkes Delikanlısına aşık olmuş onun peşinden gelmiş ve
onunla kalmak için Müslüman olmaya hazır.” diyor. Batı basının iftiralarına
karşın bir başka rapor da şöyle: “Çerkesler Suriye’de, Lübnan’da
yerleştikleri yerleri cennete çevirdiler. Alıştıktan sonra çalışkan halk her
tarafı yeşillendirdi. Eskiden herhangi bir verim sağlanamayan topraklar
bugün verimli hale geldi.”
Rusya, kendisini sevmediğini anladığı Çerkesleri, Samsun’dan Adana’ya varan
bir hattın batısına yerleştirilmesini, kesinlikle o hattın doğusuna
yerleştirilmemesini istedi. Sonuçta İngilizlerin desteğiyle Kayseri, Sivas
ve Maraş gibi bölgelere de yerleştirilebildi. Devletin en zayıf zamanına
rastladığı için yardımların bir kısmı halk tarafından karşılandı. Verim
durumuna göre değişik büyüklüklerde arazi verildi.
Göçler, Osmanlı Devletinin çok köklü bir değişme geçirdiği zamana tesadüf
etmiştir. Bu da Osmanlı toplumunun eski geleneksel ekonomiden kapitalist
ekonomiye geçişine,büyük bir sosyo-ekonomik devrime tesadüf etmektedir.
Muhacirlerin gelmesiyle, yüzyıllardır Devlete ait olan hazine arazilerinin
ferdileşmesi çok süratli oldu çünkü muhacirlere verilen yirmi, kırk, altmış
yetmiş dönüm arazi bir müddet sonra mülk oldu. Mülk sahibi oldular. Böylece
Osmanlı Devletinde Müslümanlar arasında çok sayıda toprak sahibi küçük
toprak sahibi oldu. Bu çok önemlidir, çünkü ilk defa toprak esasına dayanan
devlet bağlılığı meydana çıkıyordu. Eskiden sırf devlete hizmet vardı. Artık
toplumsal ve siyasal bir değişim başlamıştır.
Birçok Kafkasyalı orduya intisap etmiştir. Çok kritik zamanlarda bilhassa
77- 78 savaşından sonra Osmanlı ordusuna muazzam bir katkıda bulunmuşlardır.
Aynı zamanda kültürel ve dini bakımdan Kafkasya göçmenleri yeni tipte
Nakşibendiliğin halk arasında yayılmasını sağlamıştır.. Bu ise Kafkas
halkının dünyaya dönük felsefesinden ilham alan yepyeni bir dini İslam
anlayışıdır. Kafkasya’dan gelen göçmenler arasında çok ünlü büyük isim
yapmış alimler de mevcuttu. Onlar sayesinde vatana dönük, millete
dönük, insanlığa dönük iman anlayışı ön plana çıkmıştır.
Bu kadar güç şartlar altında buraya gelen deneyimli ve acılı Çerkes halkları
Atatürk Türkiye’sinin doğmasına büyük hizmet etmiştir ve etmektedir.
Yapılacak iş bu halkın gerçek katkısını anlamak, onun değerini bilmek,
başlarına geleni tüm dünyaya anlatmak ve onun tarihten silinip gitmesini
önlemektir.
Sorulan sorulara da şu karşılıkları vermiştir: Abdülhamit’in politikası
Panislamizm değil batıya karşı İslam halkını birlikte ve güçlü kılmaya
çalışmaktır. Çerkeslerin dağınık yerleştirilmesi liderlerine İstanbul’da
rütbe ve makam verilmesi normaldir. Her devlet kendi emniyetini ön planda
tutar. Çerkesler Rusların önünden kaçmış halklar değildir. Tarihte örneği
olmayan bir vatan savaşı vermiş ve kaybettiği için de ülkelerinden zorla
çıkartılmış bir halktır. Bu olaya ben göç dediğime bakmayın aslında sürgün
kavramı da zayıf kalır ancak soykırım, katliam bu olayların karşılığı
olabilir. Diasporada yaşayan siz Çerkeslere çok büyük iş düşüyor. Hep
birlikte, ekonomik yardımlaşma da sağlayarak tarihin kaydettiği bu en büyük
haksızlığı dünya kamu oyunun önüne taşımalısınız, buna mecbursunuz...
Kaynak:
Kafkas Dernekleri Federasyonu
Prof. Dr. Kemal Karpat, Dobruca'nın Babadağ
kasabasında doğdu. Akademik çalışmalarına 1950 yılında New York ve
Washington üniversitelerinde başladı. ODTÜ, SBF, Bilkent, Princeton,
Harvard, John Hopkins, Colombia üniversitelerinde öğretim üyeliği ve
yöneticilik yaptı. 1970 - 88 yılları arasında Wisconsin Üniversitesi
Ortadoğu çalışmalarını yürüten Prof. Karpat, halen Tarih Bölümü'nde öğretim
üyeliği görevini sürdürüyor. Osmanlı Tarihi ve Türkiye'nin sosyal yapısı
hakkında yazılmış çok sayıda yapıtı var.
Çerkes Soykırımı
Antero Leitzinger
21 Mayıs Sürgünü’nün 135. Yılı
Batılı Gözlemcilerin Savaşan
Çerkesya ile İlgili Gözlemleri
Sedat Özden
Çerkes Sürgünü: 21 Mayıs 1864
Rus - Çerkes Savaşı ve Çerkes Soykırımına Dair
Raporlar ve Tanıklıklar
Sürgün Haritası

Articles, Publications & Documents |
Links
| Last
Updates
|
Archive
|
About
Site
|
Home
Page
Please
send your
comments, opinions,
questions and suggestions by e-mail :
info@circassianworld.com
|
|