| |
ABHAZYA ABHAZYA'DIR
Stanislav Lakoba
"(Konuşmama) başka türlü başlayacaktım. Ama burada, Londra'da bir Abhaz
atasözünü hatırladım: "Silahlı birini gören karga şöyle düşünür; eğer akıllı
biri ise bana ateş etmez, aptal biri ise isabet ettiremez."
Gaddar bir jeopolitik oyunun
rehineleri olduğumuzun pekala farkındayız, dünyanın yeniden paylaşım süreci
bizi canlı olarak kesiyor. "Böl ve yönet" politikasının, "kırbaç"
politikasının, bazen de "çörek" politikasının kurbanı olduk. "Abhazya ne
duruma düştü", "Statünüz nedir, bunu belirlediniz mi" diye bilge
politikacılar soruyor. Her taraftan sarıldık, bir şey kesin; savaş
statüsündeyiz.
Bugünkü Abhazya, Salvador
Dali'nin tablolarını hatırlatan bir sürrealizmdir. Şu tabloya bakınız, bir
Abhaz köyünde, yüz yaşındaki bir erkeği ve karısını kurşuna diziyorlar,
Gürcüler Rus yapısı SU-25 jetleriyle Kutol köyündeki bir cenaze alayına
bilyeli bomba atıyor ve öldürülen kardeşinin tabutunu taşıyan kardeş ölüyor
ve akrabaları iki tabut taşırlarken, gene bombalanıyorlar. Şu tabloya bakın,
savaş helikopteri bir yaz günü Suhum plajını bombalıyor. Askerler, kız
çocuklarını öldürüyor, aileleri diri diri yakıyor, tanklarla köyleri
yıkıyor, yaralıları öldürüyor ve esirleri doğruyorlar. Bugün Abhazya
hakkında ancak şöyle yazıyorlar: "Yerle gök arasında", "Doğu ile Batı
arasında", "örsle çekiç arasında". Arasında ... İşte gerçek statümüz bu.
"Sınır pozisyonumuz". Ölümle hayat arasında, olmakla olmamak arasında
kaybolduk, çünkü bu savaş bizim için "yenilgiyle" bitemez. Çünkü yenilgi yok
edilmemizle eşanlamlı olacak. Çetin bir halkmışız ve o kadar azız ki,
hepimizi birden öldürmek de zor. Bu da mı bizim suçumuz? Gürcü
politikacıları ve bazı Rus politikacıları, onuru ve hürriyeti uğruna birçok
defalar başkaldırması nedeniyle daha 19. yy.da resmen "suçlu halk" ilan
edilen baş eğmez Abhazlarla ilgili olarak öfkelerini gizlemiyorlar. Şimdi
bizim, Gürcistan'la Rusya arasındaki dostluk ilişkilerini bozduğumuzu, yemek
borusuna batmış bir kılçık olduğumuzu ima ediyorlar. Kısacası, hala
varolduğumuz için suçluyuz. Dağlarımızı, ırmaklarımızı, göllerimizi,
denizlerimizi, ormanlarımızı, pınarlarımızı çoktan paylaştılar, ama şurada
küçük bir halk inatla tekrarlıyor: "Biz Abhazız".
Yani, insanlığın bir parçası
olarak, Abhazya'da yüzbin civarında olan bizler bütün insanlığı rahatsız mı
ediyoruz? 19. yüzyılda Ubıh kardeşlerimizi yitiren insanlık, 20. yüzyılın
sonunda bizi de yitirirse, üçüncü bin yılda daha mı zengin olacak? Bir halkı
katlediyorlar, dünya susuyor, susmakla kalsaydı... Gülünç, ama dünya,
özellikle batı dünyası katledilmemize yardım ediyor. "Reuter", "Assosiated
Press", "BBC" ajansları bizi "ayrılıkçı" olarak adlandırıyor. Kimseden
ayrılmadığımıza, kimseye saldırmadığımıza göre, nasıl ayrılıkçı olabiliriz?
14 Ağustos 1992 tarihinde başlayan savaşa kadar ve hatta birkaç ay sonrasına
kadar Gürcistan'dan ayrılmaktan sözeden bir belge gösterebilir misiniz?
Böyle bir belge yoktur. Üstelik, özellikle bir Gürcü tarafına ilişkilerimizi
federatif esaslarda düzenlemeyi teklif etmiştik. Özellikle biz, bunu
yaparak, Gürcistan'ın bütünlüğünü korumaya taraftar olduk, cevap olarak da
üzerimize, tanklar, uçaklar, dişlerine kadar silahlı birlikler yolladılar.
Saharov haklı
Bizi, Tiflis'te iktidarda olan
ve kendi elleriyle kendi ülkelerini yıkan gerçek ayrılıkçılar "ayrılıkçı"
yaptı. Onlar, bütünlüğü Stalin-Sovyet imparatorluğunun sürgünleri sayesinde
korunan devletlerini ortaçağ düzeyine, feodal parçalanma düzeyine
düşürdüler. Burada, Abhazya ve Güney Osetya şurada dursun, Acarya, Mingrelya,
Kahetya "ayrılıkçı" Tiflis merkezine karşı çepeçevre savunma durumundalar.
Gürcistan'da neden bu kadar çok "ayrılıkçı" var? Rusya eski özerk
cumhuriyetleriyle, federatif antlaşma imzaladı. Kuzey Kafkasya da dahil
olmak üzere birçok özerk bölge ve eyaletin statüsünü cumhuriyet seviyesine
çıkardı, kendi cumhurbaşkanlarını seçmelerini ve yeni ulusal-devlet
sembolleri kabul etmelerini engellemedi. Gürcistan'la bizim durumumuz, bunun
tamamen tersi oldu. Çeşitli öneriler getirdik, çeşitli köprüler kurmaya
çalıştık, ama bizi terslediler; siz de kim oluyorsunuz, sizin özerkliğinizi
de kaldırmak lazım! sayıca azsınız. Tek argüman işte bu. Biz, "ayrılıkçıyız"
, çünkü bizi köşeye sıkıştırdılar, biz de kendimizi, çocuklarımızı,
kadınlarımızı korumak için savunmaya geçtik. Minicik bir hayvanı köşeye
sıkıştırın...şimdi o ayrılıkçı mı? Şöyle bir Abhaz atasözü var. "Ağaçtan
düşeni yılan ısırır." Evet, bizi köşeye sıkıştırıyorlar. 7-8 Aralık 1992
tarihinde yaptığı televizyon konuşmasında Gürcistan lideri açıkça Abhazları
yok etme çağrısı yaptı. "Gürcistan'ın kaderi, hürriyet ve bağımsızlığa giden
yolu bugün Abhazya'da belirleniyor. Bu nedenle bütün Gürcü vatandaşlarını
Gürcistan'ın hürriyet ve bağımsızlık mücadelesine ellerinden gelen katkıyı
yapmaya çağırdım. Tekrarlıyorum, bu karar, tarafımdan, inançlarıma ve
görüşlerime karşı kendimle yaptığım mücadele sonunda alınmıştır. Bu doğru
değil, ama başka yolu yok...Bu savaş kısa olmalıdır, dünya bize inanıyor ve
bize inandığına göre, onu aldatmamalıyız. Biz barıştan yanayız ve mümkün
olduğunca kısa sürede bu savaşı bitirmeliyiz. 2000 yılında Gürcistan
dünyanın en mutlu ülkesi olacaktır."
Kendi halkı için hürriyet ve bağımsızlık, sayıca az olan diğer halk için de
kaba diktatörlük, açık faşizm. İşte Gürcistan'ın Abhazya ile ilgili bütün
politikasının temelinde yatan iki ahlak ilkesi budur. 1989 Temmuzundaki
Abhaz-Gürcü ihtilafından sonra akademisyen A.D.Saharov Gürcistan'ı boşuna
"küçük imparatorluk" olarak adlandırmamıştı. ("Dgonek", 1989 N 31,
Temmuz-Ağustos). Daha sonra, Gürcistan'la Abhazya arasındaki ilişkilerle
ilgili olarak şöyle yazıyordu: "Abhaz görüşünü haklı buluyorum. Bence, küçük
milletlerin problemlerine özenle yaklaşılmalı, büyük milletlerin hürriyet ve
hakları, küçük milletlerin zararına olacak şekilde sağlanmamalı." ("Znamya",
1991, N 10 S.69)
Gürcistan "Küçük milliyetçi emperyalist"
Son zamanlarda, bilinen Gürcistan'ın değil, eski küçük Sovyet Gürcistan
Sosyalist Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünün korunması sorunu sık sık
gündeme getiriliyor. Bilindiği gibi eski Abhazya SSC (1921-1931), Stalin'in
dayatmasıyla, özerklik çerçevesinde 19 Şubat 1931 yılında bu imparatorluğa
sokulmuştu. Sözüm ona ayrılıkçı Abhazlara gelince, onlar, Gürcistan'ın
toprak bütünlüğünü, eskiden beri mevcut kendi etnik sınırları içinde
korunmasından yanadırlar, İngur nehrinden, Psou nehrine kadar olan sahayı,
SSCB'nin yıkılmasından ve Gürcistan SSC'nin lağvedilmesinden sonra Abhazya
Cumhuriyeti'nin malı saymaktadırlar. Abhazya'nın egemenlik haklarının
ayaklar altına alınması, Abhazların ulusal bilincini derinden yaraladı.
Statüsünün Gürcistan SSC içerisinde bir Özerk Cumhuriyet (Abhazya ÖSSC)
seviyesine indirilmesi, hemen bir hafta sonra Abhazların günlerce süren bir
ulusal toplantı yapmaları ve (18-26 Şubat 1931) hükümete güvenmediklerini
ifade etmeleri sonucunu doğurdu. Bu, Abhazların, Sovyet hakimiyeti
koşullarında, kendi devletlerini ve haklarını korumak için yaptıkları ilk
kitlesel başkaldırıdır. Abhazlar, totoliterizmin en koyu olduğu bir dönemde,
Abhazya'da Stalin-Beria ikilisinin ve onların takipçilerinin politikalarına
karşı defalarca başkaldıran hemen tek halktır. Kitlesel kongreler, geniş
mitingler ve grevler yalnızca 1931'de değil, 1957, 1965, 1967, 1978, 1989
yıllarında da yapıldı. XX. yüzyılda Gürcistan'daki hakim çevreler birkaç
defa Abhazya'yı ilhak etmeye teşebbüs ettiler. İlk önce Temmuz 1918-Mart
1921 tarihlerinde Gürcü orduları ülkemize saldırıp, topraklarını işgal etti.
Bu, Abhaz halkının hafızasında, Abhazya ve Gürcistan arasındaki ilişkilerle
ilgili en karanlık devredir. O yılların Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti'nin
imparatorluk karakterine Behofer bir zamanlar dikkat çekmişti. Büyük
Britanya'da 1920 yılında basılan "Denikin Rusyası'nda" adlı eserinde şöyle
yazıyordu:
"Hür ve bağımsız sosyal-demokrat Gürcistan devleti hafızasında her zaman,
kendi sınırları dışındaki toprakları zaptetmek ve devlet içerisindeki
bürokratik tiranlık bakımından emperyalist küçük milliyetçiliğin klasik
örneği olarak kalacaktır. Gürcistan'ın şovenizmi, her türlü ölçünün
dışındadır."
Sınırları belli iki ayrı
devlet
Abhazya'yı ilhak etmeye yönelik
ikinci teşebbüs Şubat 1931'de oldu, fakat gerçek ilhak, Abhazya Başbakanı
Nestor Lakoba'nın ölümünden sonra (Beria tarafından 1936 Aralığında
zehirlenmişti) gerçekleştirildi ve 1937-1953 yılları arasında, Stalin'in
ölümüne kadar devam ettirildi. 14 Ağustos 1992'de bize dayatılan bugünkü
savaş, Abhazya'yı ilhaka yönelik üçüncü teşebbüstür. 14 Ağustos'ta Gürcü
askerleri tevkif edilen Abhazlara şöyle dediler: "Abhazya'nın işi bitmiştir,
kalan Abhazlar da Gürcülerin çizmeleri altında dans edecektir." (Abhazya
savcılığının 24 Şubat 1992 tarihli "Raporuna" bakınız. Jordaniya, Stalin ve
Beria'nın başlattığı işi Şevardnadze devam ettiriyor. İlginçtir, bugünkü
Gürcistan liderliği, Abhazya'yı koparmak için herşeyi yaptı. Rusya Silahlı
Kuvvetleri'nin yardımıyla Tiflis'te darbe yaptıktan sonra, askeri konsey
Şubat 1992 tarihinde 1978 tarihli Gürcistan SSC anayasasını lağvedip, 21
Şubat 1921 tarihli Gürcistan Cumhuriyeti Anayasası'na geçme kararı aldı.
1921 tarihli anayasada, bir devlet-hukuk ilişkileri tarafı olarak Abhazya
yer almıyordu. 1978 Tarihli Abhazya ÖSSC Anayasası, 1978 tarihli Gürcistan
SSC Anayasası ve 1977 tarihli SSCB Anayasası'na bağlı olarak kabul edildiği
için bunların yürürlükten kaldırılmasıyla, Abhazya ÖSSC Anayasası yasal
temelini yitirmiş bulunuyordu. Cumhuriyetler arasındaki yasal karmaşayı
önlemek için Abhazya Yüksek Sovyeti 23 Temmuz 1992 tarihinde, Abhazya
topraklarında 1925 Abhazya Anayasası'nı yeniden yürürlüğe koyma kararı aldı.
Bu anayasaya göre Abhazya, Gürcistan'la "özel bir ittifak antlaşmasıyla"
birleşmişti. Her zaman Gürcistan'la Abhazya'nın belirli, sabit sınırları
olmuştur. Son 300 yıldır İngur nehri Abhazya ile Gürcistan arasında
sınırdır. Gürcistan'ın ve eski SSCB'nin diğer cumhuriyetlerinin
sınırlarından söz ederken, bu cumhuriyetlerin BM'ye kabul edilmesi
keyfiyetini, bunların sınırlarının uluslararası hukuk tarafından teyit
edildiği yolunda bir argüman olarak kullanmak mümkün olamaz, çünkü SSCB
yıkıldığı sırada oluşmuş olan ulusal devlet oluşumlarının sınırları
uluslararası hukuk karakteri değil, idari, iç politika karakteri taşıyordu.
Bunlar, komünist imparatorluk rejimi tarafından egemen devletler arasında
değil, Sovyetler Birliği'nin idari bölümleri arasında tespit edilmişti.
Gürcistan'ın BM'ye
alınmasının hikmeti
Gürcistan Cumhuriyeti'nin
Birleşmiş Milletler Örgütü'ne kabulü keyfiyeti hakkında birkaç söz etmeden
geçemeyeceğim. Liderleri silahlı darbe ile iktidara gelen bir devlet
uluslararası camiaya kabul edilmiştir. İnsan ister-istemez BM'ye
Gürcistan'ın değil, Edvard Şevardnadze'nin alındığını düşünüyor.
Eski birlik cumhuriyetlerinin
sınırlarının tanınması, uluslararası hukuk kuralları, bu topraklarda meskun
halkların hak ve çıkarları hiçe sayılarak, bunların hür iradelerine
başvurulmadan ve hatta, bunların çıkarlarına karşı, zorbalıkla yapılıyor.
Üstelik, eski SSCB Cumhuriyetleri BM'ye alınmadan önce, bu eski
cumhuriyetlerin içinde olan birçok millet, Abhazlar da dahil olmak üzere,
kendi devlet egemenlik deklarasyonlarını kabul etmiş bulunuyorlardı. Eski
birlik cumhuriyetlerinin BM'ye kabulü, birçok milletin, özellikle 1.200
yıllık devlet geleneğine sahip Abhazların milli bağımsızlık ve devlet
bağımsızlık deklarasyonları açıkça çiğnenerek gerçekleştirilmiştir.
Maalesef, BM Örgütü ve Batıdaki belirli çevrelerin, halkları sınıflara bölen
Stalinist modeli korumaya çalıştıkları tespitini yapmak gerekiyor. Aksi
halde, eski birlik cumhuriyetlerinin tanınıp, özerk cumhuriyetlerin
tanınmamasını nasıl anlamalı? Bu çifte standart değil de nedir? Bu arada
eski SSCB'de hala kan dökülüyor. Rusya ve Gürcistan liderlerinin "Dagomıs
Mutabakatı" neticesinde Abhazya Cumhuriyeti topraklarına saldıran Gürcü
ordusu sekiz aydır sivil halka karşı savaş uçakları, tanklar, "Grad" ve "Uragan"
topçu sistemleri, Rusya'nın bilgisi dahilinde Transkafkasya ordusu Rus
kumandanlığı tarafından Tiflis'e verilen iğneli ve bilyeli bombalar gibi
yasaklanmış silahları kullanmaya devam ediyor.
100 bin Gürcüyü gözden çıkardılar
Abhazya halkı fiziki soykırım
hareketlerine maruz kalıyor. Gürcü tarafının işgal ettiği topraklarda,
Abhazya'yı Gürcüleştirmek ve onu mono etnik üniter bir Gürcistan devletinin
parçası yapmak amacıyla etnik temizlik yapılıyor. İşgal edilen topraklarda,
Abhaz, Ermeni, Rus ve Grek nüfus metodik olarak katlediliyor, işkence ve
hakaretlere uğruyor. Savaş boyunca şimdiye kadar Abhaz tarafından bine yakın
insan, yani her yüz kişiden biri ölmüş, üçbinden fazla yaralı var,
cumhuriyet vatandaşlarının yarıya yakını mülteci olmuştur. Doğu Abhazya,
özellikle muhasara altındaki Tkvarçal şehri ve Abhaz nüfusun birarada
yaşadığı Oçamçira bölgesi çok zor durumdadır. Halihazırda bu bölgede 7 Abhaz
köyü yakılmış bulunuyor: Kindgi, Tamış, Oçamçira şehirleri de bugün tek bir
Abhaz kalmamıştır, kovulmuş veya öldürülmüştür. Abhazya'nın başkenti Suhum,
esir kampını andırmaktadır. Tiflis makamları, Gürcistan'la Abhazya
arasındaki politik ihtilafı, etno-politik hale getirmek için her şeyi
yaptılar. Ordularını Abhazya'ya sokarak, mahalli Gürcü nüfusu yavaş yavaş bu
askeri maceraya bulaştırdılar ve Abhazlara karşı kışkırttılar.
Şevardnadze'nin "gerçek bir şövalye" olarak adlandırdığı Gürcü Generali G.
Karkaraşvili'nin sözlerini hatırlamadan edemeyeceğiz. 1992 Ağustos'u sonunda
bu general Gürcü televizyonunda yaptığı konuşmada, "yaşlılar, kadınlar ve
çocuklar da dahil olmak üzere 97 bin Abhazı toptan yok etmek için 100 bin
Gürcüyü kurban etmeye hazır olduğunu" söylemişti.
Yıkım operasyonu ve tepkiler
Bu yamyamca program bugün
gerçekleştirilmektedir. Abhaz halkının tarihi ve kültürel anıtları bilinçli
olarak yıkılıyor, arşivler, enstitüler, kütüphaneler, tiyatrolar
yakılmıştır. Abhaz isimleri taşıyan müzeler, resim, galerileri,
üniversiteler ve diğer kurumlar soyulmuştur. Çok değerli el yazmaları,
belgesel tarihi materyaller ve kitaplar, folklorik, linguistik kayıtlar yok
edilmiştir. Abhaz halkını, tarihi anılarından yoksun bırakmak için herşey
yapılıyor. Bu arada, Gürcü enformasyon vasıtalarının yönlendirmesiyle,
batıda, Abhazların "fanatik Müslümanlar" olduğu ve bütün dünya için bir
tehdit oldukları masalı yayılıyor...Fakat, daha I. yüzyıl başlarında
Abhazya'nın Karadeniz kıyılarında yayılmaya başlayan Hıristiyanlığı,
imparator I. Jüstinyen zamanında VI. yüzyılda resmen kabul eden halkımızın
dini toleransı Kafkasoloji bilginlerinin pekala malumudur. Müslümanlığa
gelince, 16-18 yüzyıllarda buraya girdi, fakat burada fazla yayılamadı. 19.
yüzyılda Abhazya'da topu topu birkaç tane ahşap cami vardı, bugün bir tane
bile yok. Moskova'da, Sanit-Peterburg'ta, Tiflis'in merkezinde taştan
camiler yükseliyor. Nedense kimse Gürcistan'ın İslam Dünyası ve kültürüyle
daha 8. yüzyılda temasa geçtiğini, 8 yüzyıldan 11. yüzyıla kadar
Gürcistan'ın şimdiki başkentinde Tiflis Emirliği'nde Arap emirinin hüküm
sürdüğünü, Gürcü Kralı Mimar David'in Arapça para bastırdığını, Müslüman
Gürcü sayısının bütün Abhaz halkından fazla olduğunu hatırlamak istemiyor.
Gürcistan yönetimi yıldırım harbini gerçekleştirip, 2-3 gün içinde Abhaz
halkını boğamayınca, Şevardnadze, BM Örgütü, AGİK ve diğer uluslararası
kuruluşlara, Abhazları, yani tecavüze uğrayanları şikayet etmeye başladı.
Anlaşılan kendimizi savunmaya da hakkımız yokmuş. Abhazya'ya saldıran
caniler ordusuna karşı Abhazların silaha sarılmak zorunda kalmasını bazı
yayıncılar "delilik" olarak, halkımızın direnişini, utanmadan, "kendi
kendini soykırıma uğratma" olarak adlandırmaya başladılar. Mesela, Gürcü
lobisinin çok güçlü olarak temsil edildiği "Nezavisimaya Gazeta" da yapılan
bir röportajda Gürcistan Cumhuriyeti Parlamenteri Ada Marşaniya şöyle
diyordu:
"Şüphesiz, şu veya bu bahane ile Abhazya'ya asker sevketmekle, suç
işlenmiştir. Diğer taraftan bu askerleri ateşle karşılamak en büyük
delilikti...Ama, her halükarda Gürcü tarafı, daha fazla alicenaplık ve
ihtiyat göstermeliydi. Ve her adımını düşünerek atmalıydı!"
Daha sonra şöyle devam ediyor:
"Sanıyorum, Devlet Konseyi, ne yaptığının farkında değildi, muhtemel
sonuçları iyi hesaplamamıştı. Devlet Konseyi üyelerinin büyük çoğunluğuna,
gerçek durumla ilgili bilgi verilmemişti. Burada bir ikili oyun söz konusu.
Bu, suç derecesine varan bir hata. Politik bir suç, ve bir cinayet suçu." ("Nezavisiınaya
Gazeta", 1993, 10 Nisan)
Uluslararası örgütlerin
tutumu
Abhazya Parlamentosu, Abhazya
Cumhuriyeti Yüksek Sovyet Başkam Vladislav Ardzınba, sesimizi duyacakları
umuduyla BM Örgütüne 12 defa müracaat etmiştir. Maalesef çağrılarımız,
sadece, Abhaz halkının içine düştüğü durumu daha kötüleştirmiştir. Tiflis
yönetiminin daveti üzerine Abhazya'yı ziyaret eden birkaç BM, AGİK misyonu,
eski Gürcistan SSC'nin sözümona toprak bütünlüğü tezini, insan hakları ve
halkların kendi kaderlerini tayin hakları problemlerinin üzerine koyarak,
açıkça Gürcü tarafını tutmuşlardır. Bilindiği gibi, Gürcistan'ın ısrarı
üzerine Güvenlik Konseyi, Gürcistan ve Abhazya'daki durumu görüşmeye
hazırlanmaktadır. Ardzınba BM Genel Sekreterine bir açık mektup yollayarak,
Güvenlik Konseyi oturumunda Abhazya'nın görüşünü açıklamaya hazır olduğunu
ifade etti. Abhazya Cumhuriyeti Temsilcisi'nin bu oturuma katılabilmesi, BM
Örgütü tüzüğünün 32. maddesine uymaktadır. Maalesef, Abhazya'nın bu yapıcı
teklifine karşı da, BM Örgütü şimdilik sessizliğini korumaktadır. Biz,
sayıca Abhazların kırk katı olan Gürcistan'la savaşmanın bir felaket
olduğunu pekala farkındayız. Ama bize başka bir seçim bırakmadılar. Mevcut
durumdan mümkün olan çıkış yolu, bütün Gürcü askerlerinin Abhazya'dan geri
çekilmesi ve ancak bundan sonra barış gücünün gelmesidir. Bu savaşın galibi
olmayacaktır. Jean-Paul Sartre'nin söylediği gibi "Zaferin detaylarını
öğrendiğimizde, onu mağlubiyetten ayırmakta zorlanacaksınız."
Çözüm önerileri
Gürcistan ve Abhazya arasındaki
savaş ihtilafının barışçı yollarla çözülmesi ve Abhazya'nın gelecekteki iman
için birkaç varyant teklif edilebilir:
1) 14 Ağustos 1992
tarihinde Gürcistan'ın Abhazya'ya karşı başlattığı askeri tecavüzden önce
Abhaz halkı ve parlamento, Gürcistan'la federatif antlaşma yapmaya
taraftardı. Abhaz tarafının inisiyatifiyle savaştan önce ilan edilen
antlaşma taslağı bunun kanıtıdır. Ama bugün, seller gibi kan akıtıldıktan
sonra, en iyi ihtimalle Gürcistan'la bir konfederatif ilişkiden
bahsedilebilir. Fakat bu projeye taraftar olanlar, her iki tarafta da azdır.
2) Bölgenin çokuluslu
halkı ve parlamentomuzun birçok üyesi tarafından hararetle desteklenen diğer
varyant, bir çeşit "Kafkas İsviçresi" gibi, küçük bir tarafsız Abhazya
Cumhuriyeti'dir. Doğu ve Batının birleştiği yerde, deniz limanları,
demiryolları, havayolları ve dağ geçitlerinden Kuzey Kafkasya'ya aşan
şoseleriyle. Abhazya Orta Asya'ya açılan bir kapı da olabilir. Böyle bir
devlet Rusya'nın, Batı Ülkeleri'nin, Türkiye'nin çıkarına olurdu. 1919
yılında İngiliz kumandanlığı ve General Denikin Abhazya'nın derhal tarafsız
ülke ilan edilmesini ve Gürcü ordularının İngur nehrinin ötesine çekilmesini
talep etmişlerdi.
3) Abhazya, kendi
geleceğini, 1989 Ağustos'unda Suhum'da doğan ve Karadeniz'den Hazar
Denizi'ne kadar olan sahada yaşayan 16 halkı birleştiren etkili bir sosyal
örgüt olan Kafkas Halkları Konfederasyonu'nun kuracağı bir Kafkas
Konfederasyonu'nda görmektedir. 5 Nisan 1993 tarihinde Pitsunda'daki Danışma
Konferansı'na katılanlar, "Kafkas Halkları Konfederasyonu'yla Güney Rusya
Kazakları arasında dostluk ve işbirliğine dair" bir belge imzaladı. Bu
belgede, "KHK ile Kazaklara karşı güç kullanma tehdidi halinde kollektif
güvenlik garantisi" öngörülmüştür. Bu anlaşmanın onaylanması için Güney
Rusya, Kuzey Kafkasya ve Abhazya halklarının kongresi en geç 1 Mayıs'a kadar
toplanacaktır. Abhazya halkı, savaşın ilk günlerinde, bütün dünyayla
ilişkimiz kesilip tam bir izolasyon halinde olduğumuz sırada, Konfederasyon
gönüllülerinin dağ yollarından yardımımıza koşmuş olmasını hiçbir zaman
unutmayacaktır. Bunlar, Kabardeyler ve Çeçenler, Adıgeler ve Güney
Osetyalılar, Çerkesler ve Abazinlerdi. Onların sayesinde bu eşitsiz
mücadelede ayakta kalabildik. Şimdi Abhazya'da durum değişti.
Kuzey Kafkasya, Abhazya'yı
desteklemek üzere ayağa kalkınca, Rusya yönetimi, Abhazlarla ilgili
tutumlarını değiştirdi. Savaşın ilk günlerinde Şevardnadze, konfederasyonun
Abhazların yardımına gelebileceğine inanıyordu.
"Konfederasyon kağıttan bir kaplandır" dedi ve feci şekilde yanıldı. Kafkas
Halkları Konfederasyonu Başkanı Musa Şanibov 14 Şubat 1993 tarihli
konuşmasında şöyle diyordu: "Kafkas halkları ve eski SSCB halkları
Abhazya'nın kaderinde kendi kaderlerini gördüler. Kafkas halklarının
Abhazya'nın hürriyeti için yaptıkları mücadele özünde kendi hürriyetleri
için yaptıkları bir mücadeledir. Bu nedenle Kafkasya'nın çiçeği şimdi
Abhazya'dadır."
Asırlar boyunca Abhazya, lisan, etnik, kültürel ve politik-ekonomik
ilişkiler bakımından, Kuzey Kafkasya dünyasıyla bir bütünü oluşturdu. Bu,
özellikle Abhazların en yakın akrabaları olan Adıgeler, Kabardeyler,
Çerkesler, Ubıhlar ve Abazinler bakımından böyledir. Abhaz halkının çok
eskiden beri Kuzey Kafkasya, Güney Rusya halklarıyla, kendine özgü bir yaşam
biçimi süren ve Rusya'ya olduğu kadar Kafkasya'ya da yakın olan Kazaklarla
geleneksel ilişkileri vardır. Daha o çalkantılı 1917 yılında Abhazya,
"Kafkasya Birleşik Dağlılar Birliği" ve "Kazak Orduları, Kafkas Dağlıları ve
Hür Step Halkları Birliği" gibi etkili örgütlerin asil üyesi idi. O günlerde
Abhazların kendi kaderlerini tayin etme arzuları, 11 Mayıs 1918 tarihinde
ilan edilen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ne (Dağlı Cumhuriyeti) dahil
olmalarında ifadesini bulmuştu. Bu cumhuriyete, Abhazya'dan başka Dağıstan,
Çeçenistan, Kabardey, Adıgey, Osetya'da girmişti. Lord Curzon da "Dağlı
Cumhuriyeti" ile çok ilgilenmişti. İki hafta sonra Kafkas halkları,
tarihimizde ve politik hayatımızda çok önemli bir hadise olan "Dağlı
Cumhuriyeti'nin" 75. kuruluş yıldönümünü kutlayacaklar. Bugün, 1918-1919
yıllarının "Dağlı Cumhuriyeti'nin", etkisi ve gücü günden güne artan bugünkü
Kafkas Halkları Konfederasyonu'na temel teşkil ettiğini anlıyoruz.
Savaş sırasında Gürcistan-Rusya ilişkileri
Bu arada Abhazya'daki savaş
daha acımasız bir hale geliyor, Gürcü orduları sivil halkı katlediyor, Rusya
ise Gürcistan'la ittifak antlaşması yapmak amacıyla görüşmelere devam
ediyor. Rus askeri birliklerine saldırılması gibi çeşitli bahanelerle
Gürcistan'a silah ve mühimmat ikmaline devam ediliyor. Rusya ve Gürcistan
arasında Abhazya'dan geçen sınır konusu görüşülüyor. Örneğin, bu yılın Şubat
ayında Şevardnadze açıkça, Rusya ile antlaşma imzalamaktaki asıl
amaçlarından birinin, Rusya'dan mümkün olduğunca çok silah almak olduğunu
ifade etmiştir.
Savunma Bakanı Kitovani de "Rusya'nın Kafkasya'daki dayanağı olmaya hazırız.
Ama bunun için Gürcistan'ın güçlü bir devlet olması lazım. Rusya bize kotada
öngörülen askeri teçhizatın yüzde 10'unu bile devretmedi" diye yakınıyordu.
Bu tür ifadeler Kuzey Kafkasya, Güney Osetya, Abhazya, Mingrelya ve şimdilik
istikrarını koruyan Acarya'yı endişelendirmektedir. Rusya Federasyonu Yüksek
Sovyeti'nin 25 Eylül ve 25 Aralık 1992 tarihli kararlarına rağmen,
Gürcistan'a silah devredilmesi işi hala devam etmektedir. 1992 Mart ayı
sonunda Transkafkasya'daki Rus ordu grupları komutan yardımcısı, General
Boris Dikov "bir tümenin Gürcü Silahlı Kuvvetlerine geçtiğini", yıl sonuna
kadar da "34 garnizonunun teslim" edileceğini tahmin ettiğini söylemiştir. (Nezavisimaya
Gazata, 1993, 25 Mart)
Halihazırda, güya Gürcistan'ın, Rus ordularını topraklarından çıkartmaya
çalıştığı şeklinde yanlış bir kanaat oluşmaktadır. Gerçekte Gürcistan hakim
çevreleri, bu silahlı kuvvetlere dayanmakta ve bunların desteğini
kaybetmekten çok korkmaktadırlar. Geçen yılın sonunda Şevardnadze Tiflis'te,
ülke sorunları her taraftan korumasız kalacağı için, Rusya'nın sınır
birlikleri ve hava savunma birliklerinin Gürcistan'dan çıkarılmasının
şimdilik sözkonusu olmadığını ilan etmişti. Parlamenter Ada Marşaniya'nın bu
yılın Nisan ayındaki konuşması da bu sözleri doğrulamaktadır:
"Gürcistan'da, Rus birliklerinin hemen ve tamamıyla geri çekilmesiyle ilgili
olarak yapılan çağrılar, ne Rusya'nın, ne de Gürcistan'ın planlarına
uymaktadır. Abhazya hariç olmak üzere bu etapta Rus askerlerinin mevcudiyeti
gereklidir. En azından sınırların korunması için. Cumhuriyetin bir ordusu
yok ki, silahlı bir güruhtan başka." (Nezavisimaya Gazeta, 1993, 10 Nisan)
Görüldüğü gibi Gürcistan, Rus birliklerini Gürcistan'dan değil, özellikle
Abhazya'dan çıkarmak için elinden geleni yapmaktadır. Bu sorun, geçenlerde
Rusya Savunma Bakanı Graçov ve Gürcistan Başbakanı Sigua ile Savunma Bakanı
Kitovani arasında Soçi'de yapılan görüşmelerde ele alınmıştır. Kapalı
kapılar ardında gene ne kararlar alındı, bilemiyoruz, çünkü Abhaz tarafı,
gözlemci statüsünde bile olsa toplantıya alınmamıştır. Abhazya Cumhuriyeti
liderlerinin görüşü bile alınmadan, gene kapalı kapılar ardında Abhaz
halkının kaderiyle oynanmaktadır. Halihazırda Gürcistan, bütün Kuzey
Kafkasya bölgesinde ve Güney Rusya'daki sosyo-politik durumu son derece
olumsuz olarak etkileyen, istikrar bozucu asıl faktördür. İşte bu nedenle,
Başkan Yeltsin'in devlet hukuk bürosunun analitik enformasyon sektörünün 22
Ocak 1993 tarihli raporundaki bazı görüşler ve Gürcistan-Rusya ilişkileriyle
ilgili değerlendirmeler biraz garip görünmektedir. Mesela, "Şevardnadze'nin
ayakta kalabilmesi için, Rusya'nın daha ciddi desteği gereklidir", "Rusya ve
Gürcistan'ı yalnız ekonomik ve manevi bağlar bağlamıyor. Jeopolitik ve
askeri gerçekler, bu ülkeleri birbirine yakınlaştırıyor."
Abhazya neresidir?
Anlaşılan, Rusya'daki belirli
çevreler, Gürcistan'ın gerçekte yıkıldığını, ve Moskova'nın ne kadar
Tiflis'e ve onun etrafına tutunursa, Kuzey Kafkasya'da o kadar pozisyon
yitireceğini bir türlü anlayamıyorlar... Birliğin durumuna gelince, şunu
söylemek isterim. Bugün bazıları, "Abhazya, Rusya'dır", bazıları da "Abhazya,
Gürcistan'dır" diyorlar. Ama, Abhazya, Abhazya'dır. XX. yüzyılın perdesi
kapanırken, kendi yüzümüzü, halkımızın yüzünü yitirmek istemiyoruz.
Yüzümüzden hoşlanmayanlar olabilir, ama bu bizim yüzümüzdür.
Stanislav Lakoba
Abhazya Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti Dışişleri ve Parlamentolar Arası
İlişkiler Komisyonu Başkanı
Not: Bu yazı
Stanislav Lakoba'nın 23 Nisan 1993 tarihinde Londra'da düzenlenen Çağımızda
Kuzey Kafkasya konulu konferansta yaptığı konuşmanın metnidir.
|
|