|
DÇB GENEL KURULUNDA KAFFED BAŞKANI CİHAN CANDEMİR’İN KONUŞMA METNİ (06 Mayıs 2006, İstanbul) Sayın Başkanımız Zawurbiy, dünyanın değişik ülkelerinden (Rusya Federasyonu’ndan, Abhazya’dan, Avrupa’dan, ABD’den, Ürdün’den, Suriye’den ve İsrail’den) gelen delegelerimiz, kongremizi izlemek üzere davetimize katılan saygıdeğer misafirler ve derneklerimizin değerli üyeleri hepiniz hoşgeldiniz. Atalarımız tarihi topraklarından zorla sürüldüğü zaman onların Karadeniz’in azgın fırtınalarından, hastalık ve açlıktan kurtulanlarının bir çoğu karaya İstanbul’da çıkabilmişti. “İstambulag’o” yani “İstanbul yolcusu” sürgün sözcüğünün karşıtı olmuştu. İstanbul’da karaya çıkanlar buralardan önce Osmanlı İmparatorluğu topraklarında sonraları dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmak zorunda kaldılar. 142 yıl önce İstanbul üzerinden dünyaya dağılan Çerkesleri bu defa kavuşturuyor İstanbul. Bu tarihi günümüzde aramıza katıldığınız ve heyecanımızı paylaştığınız için tüm katılımcılara başkanı bulunduğum, Türkiye’deki 50 derneğin kurduğu Federasyonumuz adına ve şahsım adına çok teşekkür ediyorum. Sayın misafirler, bu gün bizim için gerçekten önemli bir gün. Çünkü, Dünya Çerkesleri ilk defa yine Türkiye’de 21 Ekim 1989’da Ankara’da “Çerkes Sürgünün 125. Yılını Anma” toplantısında bir araya geldiler. O gün bir araya gelenler kamuoyuna “Bir dünya oluşturalım, bu dünyada halklar arasındaki barış ve kardeşlikler sağlamlaşsın, barış rüzgarları ‘savaş’ sözcüğünü bütün dillerden silsin. İnsanlığa ve barışa değer veren insanlar hep beraber dünyayı sevgi ile süsleyelim” çağrısı yaptılar ve bu amaç doğrultusunda değişik ülkelerde yaşayan Çerkesler’in bir üst organizasyonu olarak Dünya Çerkes Birliği’nin kurulmasına yönelik ilk adımları attılar. Kuruluş hazırlıkları iki yıl sürdü. 19-20 Mayıs 1991’de Nalçik’te yapılan ilk kongrede Dünya Çerkes Birliği kuruldu. Kurulduğu 1991 yılından bugüne 1993 Maykop, 1996 Çerkesk, 1998 Krasnodar, 2000 ve 2003 Nalçik’te olmak üzere altı kongre yapıldı. Dünyanın değişik ülkelerinde yaşıyan, çoğu birbiriyle akraba olan Çerkesler 142 yıl önce dünyaya saçıldıkları İstanbul’da bu defa yedinci kongremizi yapmak üzere tekrar bir aradaya toplanıyoruz. Kuruluş kararlarının alındığı Türkiyemiz bu kez DÇB’ye yeni bir vizyon oluşturmak, yeni bir misyon belirlemek umuduyla Dünya Çerkeslerine ev sahipliği yapıyor. Toplantı ile ilgili müracaatlarımız zaman olarak maalesef Güney Doğu’da bölücü guruplarla çatışmaların arttığı döneme rastladı. Bize “Şu hassas dönemde bu toplantıyı keşke yapmasaydınız” diyenler de oldu. Ama biz üç yıl önce 2003 kongresinde alınmış bir karardan vaz geçemezdik. Yaşadıkları bütün ülkelerde, diğer halklarla barış içerisinde, onurlu vatandaşlar olarak yaşayan biz Çerkesler’in çekinmesini gerektiren bir neden, gocunacağı hiç bir gerekçe de yoktu. Bilakis bu toplantının bizim için bir fırsat olduğunu düşünüyoruz. Bu buluşma, medeniyetler çatışması korkularının yaşandığı, dinler arası hoşgörüsüzlük yüzünden insanların öldüğü, ırkçığın yeniden hortlatıldığı, bakanlık yapan sanatçılarımızın öldüresiye dövüldüğü ve terörün yaygınlaştığı günümüzde, dünyaya 17 yıl sonra bir kez daha seslenmek imkanını veriyor. Türkiye’ye ve dünya’ya diyoruz ki: “Gelin, bir dünya oluşturalım, bu dünyada halklar arasındaki barış ve kardeşlikler sağlamlaşsın,barış rüzgarları ‘savaş’ sözcüğünü bütün dillerden silsin. İnsanlığa ve barışa değer veren insanlar hep beraber dünyayı sevgi ile süsleyelim”. Allah’a kendi dilimizde dua ediyoruz: “Tanrım, yer yüzündeki tüm halklara yardım et. Ama biz Çerkesleri de unutma. Değerli delegeler ve saygıdeğer misafirler, DÇB’nin kuruluş amacı ilk tüzüğünde şu şekilde yazılmıştı: “Dağıstanlılar, Osetyalılar ve Çeçen-İnguş halkları kendi tarihi topraklarında yoğun bir nüfusa sahip olup buna karşın diasporadaki nüfusları oldukca azdır. Dolayısıyla onların nüfus ihtiyacı ve geri dönüş diye bir sorunları yoktur. Ya da çok azdır. Buna mukabil, Abhazya, Adigey, Karaçay-Çerkes, Kabartay-Balkar ve Kıyıboyu Şapsığ Bölgesi’ nde Adige-Abhaz- Wubıh halkları % 80-90 lar oranında sürgüne tabi tutulmuşlardır. Tarihi topraklarına dönüş hakkının kazanılması, kazanılan bu tarihi hakkın süratle kullanılması yoluyla asimilasyonun ve kültürel yokoluşun önlenmesi gerekmektedir.” Esasen DÇB’nin kuruluş nedeni de budur. Tüzükte amaç ve görevleri de şöyle yazılmıştır: “DÇB’NİN AMAÇ ve GÖREVLERİ:
a)Dünyadaki tüm Çerkeslerin ve Anayurtta yaşayanların ilişkilerini artırmak ve kardeşlik bağlarını güçlendirmek, b)Tüm Çerkeslerin aynı yazı ve alfabeyi kullanmalarını temine çalışmak, c)Çerkes kültürünün dünyaya dağılmış olan parçalarını,yayın araçlarını Anavatanda bir araya getirmek, Çerkeslere ait tüm yayınları bir araya getirmek, d) Tüm Çerkeslerin ana dilleriyle okuma ve yazmalarını sağlamak için çalışmak, e)Derneklerin güçlerini birleştirmeye yardımcı olmak, daha üst aşamada birlikte örgütlenmelerini sağlamak, f)Farklı ülkelerde yaşayan Çerkeslerin birbirlerini tanımasını, akrabaların birbirlerini bulmasını,genç kuşaklarımızın dayanışma içinde olmasını sağlamak, g)Uluslar arası kuruluşlar kanalıyla Çerkes Sürgün ve soykırımını tescil ettirmek ve çifte pasaport-çifte vatandaşlık hakkını elde etmeye çalışmak, h)Haksızlığa uğrayan ve bir çok ülkede darmadağın yaşamakta olan Çerkeslerin en kısa sürede Anavatana dönüşlerine yardımcı olmak,
Sevgili delegeler bu kongrede şu soruları kendimize sormak durumundayız. DÇB olarak tüzüğümüze yazdığımız ve yapmamız gerekenlerin ne kadarını yapabildik? Şimdi geriye baktığımızda, dünyanın dört bir tarafındaki dernekleri ve yöneticilerini bir birleriyle tanıştırmış olmak, UNPO’dan iyi bir karar çıkarmış olmak, Adige Tarihi ve Adige Ansiklopedisi ile tek dilde buluşma konularında katedilmiş bir mesafenin dışında ortada büyük bir başarı söz konusu değildir. Hatta DÇB’nin kuruluşunda var olan o büyük heyecan ve coşku önemli oranda azalmıştır. Aşağıda belirtilen amaçlarımız doğrultusunda hiç bir şey yapılamamıştır. 15 yıllık çalışmalarımızdan sonra bu gün bir öz eleştiri yapacak olursak sonuç şudur: · Tek yazıya ve ortak alfabeye ulaşamadık, dilimizin asimilasyon hızını kesemedik. · Anavatan’a nüfus götürme ana misyonumuz olacaktı ama olamadı. Geri dönüş ve vatandaşlık yasalarının olumsuz hale getirilmesi engellenemedi. · Çerkes ulusal sorunlarını çözebilmek için uluslararası kuruluşlara üye olacak ve sorunlarımızı oralara taşıyıp sonuç almaya çalışacaktık. Sadece UNPO’ya üye olabildik ama oradan çıkarabildiğimiz yegane önemli kararın da arkasında duramadık. Konuyu DUMA’ya resmen yazdık ancak herhangi bir sonuç alamadık. KAFFED olarak son üç yıldır gündemde tuttuğumuz bu konuya şimdi Çerkes Kongresi sahip çıkmış ve bir karar aldırmanın peşine düşmüştür. · DÇB’nin amblemi meselesini bile 15 yıldır sonuca bağlayamadık. · “Çerkes Yardımlaşma Fonu” ile “ Çerkeslerin yeniden bir olması fonu” çalışmaya başladı ama devam etmedi. Az da olsa biriken paraların ne olduğunun hesabını verecek bir sorumlu çıkmadı. · Üç Cumhuriyet arasında Ortak Parlamento oluşmuş ve ilk toplantılarını yapmaya başlamışlardı ama Çerkessk hataları bu önemli imkanı da yok etti, · Sadece Türkiye, Ürdün ve Amerika aidat ödeyip diğerlerininn aidat borçları Çerkes usulü kararlarla hep ileriye ötelendi. Kuruluşumuz mali sıkıntıda ve iş yapamıyor. Merkez binamız bile 3-4 yıl bu nedenle gecikti. · Türkiye-Rusya Fedrerasyonu arasındaki ikili kültür anlaşmalarını işletemedik ve diaspora olarak biz de sıkıntılar yaşamaya başladık. · TV kurup yayın yoluyla din ve dil eğitimi, okuma-yazma kampanyaları ile insanlarımıza sürekli ulaşacaktık ama ne yazık ki beceremedik. Evet bu arada ciddi sorunlarımız oldu. DÇB Merkezinin Karaçay- Çerkesk’te bulunduğu dönemde yanlışlıklar yapıldı. DÇB amaçları dışında politikaya karıştırıldı. Çerkesk’teki dönemde ve Nalçik kongresinde sıkıntılı dönemler yaşandı. Birlikte yola çıktığımız bazı arkadaşlarımızı küstürdük. Çeçenistan’daki savaş ve sonrasında yaşanan sıkıyönetimler nedeniyle rahat çalışılamadı. Beslan’daki Nalçik’teki üzücü olaylar toplantılarımızı dahi engelledi. Bunun gibi bir çok olumsuzluk daha sayılabilir. Ama diğer yandan geçen sürede bazı kazanımlarımız da var: Türkiye’de AB ne giriş sürecinde önemli gelişmeler oldu. Demokratikleşme yönünde önemli adımlar atıldı. Henüz tam olarak uygalanamıyorsa da, derneklerimiz 17 yıl öncesine göre daha özgür, ve çalışma alanları daha geniş. Yetersiz olsa bile daha büyük bütçelerle çalışabiliyoruz. DÇB olarak bağımsız bir ofisimiz var. Kaberdey – Balkar’da ve Adıgey’de toplumu için bir şeyler yapmaya çalışan Kanoko Arsen ve Şovmen Hazret gibi Cumhurbaşkanlarımız var. Bu gün DÇB’nin kurulduğu Türkiye’de tekrar toplandık. Yıl 2006 ve dünyamızda çok şey değişti. 17 Yıl önce DÇB’nin kuruluşunda katkısı olanların bir kısmını kaybettik. Onlara Allahtan rahmet diliyoruz. Yine 17 yıl önce DÇB’nin kuruluşuna emeği geçenlerin bir kısmı da halen aramızda. Onlara da Allahtan uzun ömür diliyoruz. Şimdi hepimize yeni bir görev düşüyor. 17 Yıl öncesinin heyacanı ile bir kez daha Türkiye’de yeni bir dönem başlatmalıyız. Yapmamız gereken ve yapamadıklarımızı bundan sonraki dönemlerde yapabilmek için öncelikle DÇB’yi yeniden yapılandırmalıyız. Daha genç ve dinamik kadrolar oluşturmalıyız. DÇB’yi mali gücü olan bir kurum haline getirmeliyiz. Bunu yaparken geçmişin muhasebesini yapmak, geçmişten ders almak durumundayız. Bütün bu açıklama ve özeleştiriler sonunda KAF-FED olarak bu güne ilişkin arzu ve düşüncelerimiz şunlardır:
Bu arzu ve düşüncelerimizi üst örgütümüz DÇB içinde yeni dönemlerde hep birlikte gerçekleştirebileceğimizi umuyoruz. Aksi halde Çerkes toplumunun sorunlarına çözüm üretemeyen bir DÇB’nin mevcut haliyle yaşaması sadece sembolik olacaktır. KAFFED’de dahil olmak üzere tüm kurumlarımız kendi yollarını seçmek zorunda kalacaklardır. Sözlerimi rahmetli Kalmuk Yura’nın sözleriyle bitirmek istiyorum. 1993 Yılında Genel Kurulun bitiminde Genel Başkan KALMIK Yura’nın, Maykop’ta yayınlanmakta olan “Adiğe Makh” (Adiğe Sesi) gazetesine verdiği demeç sanki bu güne seslenmektedir. Sayın Kalmuk Yura o gün şöyle söylüyordu: “Güzel sözler söyleyip, bol laf edip, iyi kararlar alarak dağılmak fazla bir işe yaramıyor. Kolları sıvayıp işe koyulmanın zamanıdır. Geçmişte ulusumuza kaybettirilen şeylerin yeniden kazandırılması için herkesin gücüne göre çalışması gerekir. Yaşamları halen sürgünde geçirmekte olan kardeşlerimiz ile bağlarımızı güçlendirmeliyiz. Tüm ulusal problemlerimizin DÇB yönetimince çözülemeyeceğini biliyorum. Tüm hükümetlerin, parlementoların, cumhurbaşkanlarının ve sorumluların ulusal problemlerin çözümünde katkıda bulunmaları gerekir. DÇB yönetim organlarına seçilenlerin de yapacakları işbirliği ve çalışmalarında gösterecekleri performans, ulusal problemlerin çözümünde önemli bir faktör olacaktır. Zaman sızlanıp durma günü değil çalışma zamanıdır. Bilesiniz ki hiçbir ulusal sorunun çözümü kolay ve basit değildir.”
KAFFED -
www.kafkasfederasyonu.org
|