|
|
ADIĞE DİLİ ÜZERİNE Ber Hikmet Adıgece Fiiller Kitabı
FELSEFE DİLİ VE DİLİN FELSEFESİ Bir yılı aşkın bir süredir bu dilde yayınlanmış olan kitaplar okuyorum. Okuduğum kitaplarda son derece güçlü bir anlatım ve edebiyat mevcut. Okuduğum kitap yazarlarına da bu konuda müteşekkirim ama dilin güçlü bir edebiyat dili olduğu kesin. Sözlü edebiyatın anlatım zenginliğini ve gücünü, bu dili iyi bilen yaşlıları dinlemiş olan herkes farketmiştir. Ancak onca okuduğum kitaba rağmen kendi dilimi bu dilde konuşma konusunda geliştiremediğimi ve dile hakimiyet kazanma yolunda hiçbir mesafe alamadığımı itiraf etmeliyim. Bu nedenle de dile öfkeleniyordum ve kendi konuşma dilimin gelişimi konusunda belli bir yeterliliğe ulaşamadan okumaya ara verdim. Yaşam devam ediyordu. Bir gün, geliştiremediğim ve de iskeletini ele geçiremediğim bu dile felsefece yaklaşmak geldi aklıma ve aklıma gelen bir “Felsefece baş soru” sordum: “SIT MI TSHUR?” (Nedir bu insan?) Dil bana cevap verdi: “TSIHUR ZITSIHURAS!” (İnsan bilendir!) Ben de: “NIT’E, ZITSIHUR ZIMTSIHUM NAHRE NAH TSIHUS!” (O halde, bilen bilmeyenden daha insandır!) Açılan felsefe kapısından adımımı atmıştım bile... Yola koyulmuştum. Buradan itibaren dilin kendi felsefe yolunu izleyerek dört-beş sayfalık el yazması kadar mesafe aldım. Yürüdüğüm bu yoldan birkaç kesiti aşağıda –Kiril alfabesinde dili okuyabilenler için- sunuyorum. Ц|ЫХУМ СЫТ ИУХУЭМИ ПЦ|ЫЩ Ц|ыхур, зыц|ыхуращ / Ц|ыр щымы|эрщ / Ц|ыхур, ц|ы зыухуэрщ / Ц|ыхуныр ц|ы ухуэныращ. / Ухуэныр щыгъэ|энращ, хэщ|ык|ынращ, щы|эрщ. / Ц|ы ухуэныр, ц|ыр щы|эгъуэ щ|ынращ (ц|ыр щы|э пэлъытэ щ|ынращ) / Ц|ым; и щы|эгъуэр, псэугъуэ игъуэтыныр "ц|э"щ. / Ц|ыр гъуэгу щытехьэк|э ц|э мэхъу. Ц|эр; ц|ым и щы|эгъуэ пэлъытэщ, / Ц|ыр; ц|эм и щымы|э пэлъытэрщ. / Нт|э: Ц|ыхур ц|э зыухуэрщ / Ц|ыхур ц|э ухуэнращ. Ц|ЫХУМ ИУХУЭР ИПЩЭДЭЛЪЩ Ц|э зыухуэ ц|ыхур, сытри иухуэн ип|э итщ, / -Тхьэм сытри иухуэн ип|э итщ- / Ц|ыхум иухуэфын псори зэуэ иухуэн ип|э иткъым, / -Тхьэм иухуэфын псори зэуэ-занщ|у иухуэн ип|э итщ- / Ц|ыхум иухуэн ип|э итхэм зэм зы иухуэн ип|э итщ. / Ц|ыхум иухуэнухэм къыхихынк|э щхьэхуитщ, / Ц|ыхум иухуэнур къыхех, еухуэ, / Иухуар ипщэдэлъ мэхъу. -Тхьэм иухуар ипщэдэлъ хъууп|эрэ? Хэт щхьэ?- Ц|ЫХУМ ЕЗЫМ ЗЕУХУЭЖ: Ц|ЫХУР ЩХЬЭХУИТЩ Сытри иухуэн ип|э ит ц|ыхум, / Езым зиухуэжынууи ип|э итщ. / Ц|ыхур; и щхьэ иухуэжын ип|э итщ, / И щхьэ иухуэн ип|э итщ, / Щхьэ ухуэн ип|э итщ, / Щхьэ хуэн ип|э итщ, / Щхьэ хуэн итщ, / Щхьэ ху-и-тщ, / Щхьэхуитщ! НТ|Э ДЫЩЫЦ|ЫХУК|Э Ц|ЫХУМ ЯПЭ ЩЫ|А ХЫДЭРИ ДЫУХУЭНЩ Бзэм и зэхэтык|эм, хэт псалъэ куэдым, и тхыдэ къыхэщым, / дэ къыдигъэлъагъуу сигугъэщ, / зэман гуэрхэм, хьэмрэ тхьэмрэ зэрызэхэту зэрыщытар. / Псэугъуэм зихъуэк|ауэ къыщ|эк|ынщ иужьым. ХЬэр тхьэншэуэ къонэ. ХЬэм тын зыхуищ|у щытаращ тхьэр (ты-хьэ). / Зэгуэрым тхьэм, ибгынащ хьэр. / XЬэр, тхьэнщэуэ къэнащ, / Тхьэнщэуэ къэна хьэм тхьэмыщк|эуэ зилъытащ. / Тхьэр щигъэк|уэдым езыми щымы|эжу зилъытэжащ, / Щымы|э пэлъытэуэ, / "Ц|ы"уэ "ц|ы|"уэ илъытащ; и лэжьри, и |уэхури...и ухуэхэри... / И ухуэхэр "ц|ы ухуэн"уэ илъытащ, езыми "ц|ы ухуэ"уэ зилъытэжащ. / Ц|ыхумрэ ц|ыхунымрэ къыщежар мырагъэнщ. ХЬэм игъэк|уэда тхьэр ц|ыхум къегъуэтыжри гохьэж Иужьк|э, иухуахэм еплъыж ц|ыхум пщ|э зыхуещ|ыж: / "Ц|ыхур" лъап|эу, "ц|ыхуныр" лъагэу къыщохъу. / Игъэк|уэдауэ щыта тхьэр- бзэм зэрызэтым нэхърэ нэхъ лъагэу- "Тхьэщхуэ"уэ къегъуэтыж. / Езым и |уэхугъуэ лъэпкъ щапхъэ гъуазэхэри тхьэшхуэм дэ|эпыкъуэгъууэ гуэхьэжащ. / Ц|ыху гупымрэ тхьэ гупымрэ (Ц|ыху ц|ык|ухэр, ц|ыхушхуэхэр, тхьэ / Пэлъытэхэр, тхьэ дэ|эпыкъуэгъухэр, тхьэшхуэр) / зэгуры|уэуэ, зэдэ|эпыкъууэ, зым и|эр зым ф|эмащ|эуэ, / мамырыгъэр яку зэрыдэлъу зэрыщытамыгъуэр куэд щ|агъэнкъым. Ц|ыхум хьэр щымщ|э пэлъытэуэ ебж Ауэ / Ц|ыхум, "хьэ"уэ зэрыщытар щымы|э пэлъытэуэ ибжащ: / "Ц|ы"м щхьэ "хьэ", "ц|ы|"ым щхьэ "хьэ|", "хьэ|э" ф|ищыжащ. / Хуэмем щхьэ -щымы|э пэлъытэуэ, мыхъун |уэхууэ- / "ХЬэуэ"к|э еджэуэ щ|идзащ. / КЪызхэк|ауэ зэримыпэсыж лъэпкъыц|эр, / къэк|ыгъэм зэрыф|ищари, игъэса дэ|эпыкъуэгъу псэущхьэм зэрф|ищари... Фэ жыф|эж... Ц|ЫХУНЫР СЫТУП|ЭРЭ? Ц|ыхур зытетыр щ|ыщ. / Ц|ыхум еухуэ, ещ|. / Ц|ыхур маплъэ, елъагъу; ещ|э. / Ц|ыхур маплъэ, елъагъу; хъур, щы|эр ищ|эн яужь итщ, / Имыщ|эфхэри къыф|ощ|. / Ищ|эр и щ|эным хелъхьэ, и щ|эныгъэр егъэк|уатэр. / Илъагъууэ, гуры|уэгъуэ къыхуэхъууэ имыщ|эфыр къыф|ощ|, / Къыф|эщ|ыр и ф|эщ мэхъу, и ф|эщ хъур и ф|эщ хъуныгъэм хелъхьэр. / Ц|ыхум и щ|эр и щ|эныгъэм хэтщ. / Щ|эуэ зэригъэщ|ар и щ|эныгъэм хохьэр. Ц|ыхум и щ|эныгъэм хэтыр ищ|ыфынущ, / И щ|ыр ищ|энурэ, и щ|эныгъэм хилъхьэнущ. Ц|ыхум и щ|эмрэ и щ|ымрэ и гъащ|э мащ|эм и лэжьыгъэращ. /
Нт|э; ц|ыхур щ|ым тэту; ещ|, ещ|э, / Къыф|ощ|, ф|эщ| ещ|, и ф|эщ мэхъу, ф|эщ
ещ|, / Ф|ещ... / Ц|ыхунри мыхэрауэ къысф|ощ| !... DİL BİLİM VE DİL Genel Dil Bilime Dair 20.yy. başından itibaren dil bilim alanında yapılan çalışmalar, bu bilim dalında önemli mesafelerin alınmasına yol açmıştır. Kuşkusuz bu çalışmaların en önemlisi, SAUSURE ve sonrasında onun takipçileri tarafından yapılana çalışmalardır. Bu çalışmalar, dil bilimin alt bilim dallarında branşlaşmasını sağlamış ve daha da önemlisi dil bilim çalışmaları; Gösterge Bilim, Anlam Bilim ve Yapısalcılık gibi yeni bilim dallarınında doğmasına ön ayak olmuştur. Sausure'cü Dil Bilim; tespitleri, öngörüleri, önerileri ve metodolojik yaklaşımları bakımından önemli bir bütün sunuyor olsa da araştırma konuları özellikle Hint-Avrupa dilleridir. Bu, diğer diller için geçerli olacak tespitleri –ne yazık ki- içerecek sonuçlar doğurmamaktadır. Esasen Sausure'ün kendisi de nesnel dil bilim, öznel dil bilime göre araştırılan dilde önemli tespitler yapmakta yetersiz kalacağını, söz konusu dili bilen bilimcinin yapmış olduğu öznel dil bilimin dilin bilimsel ele alınmasında başat olduğunu ve gramerin de bu dil bilim çalışmalarıyla ancak bir değer ifade edebileceğini belirtmiştir. Sausure'ci dil bilimin öne sürdüğü ve genel konsensüs gören kimi tespitler: «Dil durumunun rastlantısal olduğu, göstergelerin nedensiz olduğu ve olsa olsa görece nedenleri taşıyabileceği, kavramın anlatımı için dilin dizgeleştirilen bir düzenek olamayacağı, bir kökün anlamlı bir sözcük olamayacağı ve çekim oluşturamayacağı vb.» kesinlemeleri Adığece de geçerli olacak tespitler gibi gözükmemektedir. Adığe Diline Dair Genel olarak bu dil tek ses köklü, kökü, ön eki ve son eki ile birlikte tam ekli, tam dizgili göreceli olarak çok sesten oluşan ve telaffuz zenginliği olan –dolayısıyla güçlü olan- bir dildir. Kök, önek, sonek durumları, aynı seslerin yer değiştirmeceli olarak üstlendikleri roller olup, bu sesler dilin alfabesini oluşturan seslerdir. Alfabedeki seslerin çaprazlanması ve eklemlenmesi dilin ihtiyacı olan sözcükleri meydana getirmektedir. Bu her bir ses bir anlam imidir ve bu anlam eylemseldir. Neredeyse her bir ses bir fiildir, yarı fiildir veya yardımcı fiildir. Başka bir deyişle bu dil, tek sesli göstergelerden oluşur ve göstergelerin dizisel eklemlenmesi başka göstergeleri oluşturur. Böyle bir eklemleme olanağı, çok geniş bir gösterge-sözcük kapasitesini dilin hizmetine sunar. Bu tek seslerin kök olması ve bununla bir fiil bir eylem olması, bunların bir ilk ses -ya da ilk sesin devamı- olduğu düşüncesini çağrıştırır. Ancak burada, bu seslerin çıkarılmış ilk sesler olduğu iddiası değildir söz konusu olan; nitekim bu dil lehçeleri olan bir dildir. Dil değişir. Ne var ki, bu dilin orijinal bir dil olduğu kendi kuralları içerisinde gelişim olanağı gösterdiği ve bu olanağa bu gün de sahip olduğu düşünüle bilinir. Bu dilde yazılmış orfografik-dizisel bir sözlük, 90 bin maddeli ve yaklaşık 300 bin kelime kapasitesindedir. Bu kelimelerin anlamlarının ifade edilmesi halindeki anlam çoğunluğunu düşününüz. Bu dili konuşan toplumun, kendi sosyal yaşamında tüm her şeyi anlamlandırarak bir göstergeler imparatorluğu yaratmış olmasının alt yapısı kendi dili olsa gerektir. Bu dil, 1800'lerin başına kadar gelişmiş olduğu şekilde kalmış olan bir dildir. O tarihten sonra geçen 200 yıl özellikle son yüzyıl üretimin, anlam çoğalmasının, dilin gelişiminin ve modernizasyonla birlikte dilsel gösterge üretmenin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dil, bu gelişmelerden nasibini almamıştır. SONUÇ NİYETİNE Dil bilimin 20. Yy.'da gelişimi ve başka bilim dallarına yaptığı katkılara rağmen, araştırma dışı kalmış alanları bakımından henüz alacağı pek çok mesafe ve edineceği yeni görme biçimleri mevcuttur ve girmiş olduğumuz yüzyılda kendisini beklemektedir. Bu meyanda Adığe dili de, öznel dil bilimsel yaklaşım ile kendi dil bilimcilerini bu dili bilenler arasında beklemektedir. Bir ikincil ve tali dil durumuyla kendi mekanında, bilim-felsefe ve pazardan uzak tutulan bu dil, haksız muameleye tabidir. Şu anda kendisine giydirilmeye çalışılmış olan dil bilgisinin (gramerin) uymadığı açıktır. Uyumsuzluk nedeni, dilin kendisinden kaynaklanmamaktadır; farklılıktadır. Dil bilimi doğrultusunda grameri de kendisini gösterecektir. Yukarıdaki bölümde yapı ve parametlerine dair kısaca değindiğimiz bu dilin, dil bilim çalışmaları yapılması ve felsefece kullanımının bir insanlık görevi olduğunu söylemek abartı gibi gelmemelidir. Bu dil latince ve eski Yunanca eş değerinde, eskiliğinde ve ondan da öte (!) olabilir. Eski Yunanca için «tek rasyonel dildi» diyen Heideger'e yaşayan bir rasyonel dili gösterebilmek gerekirdi. Tek sesli göstergelerden oluşmuş olan bu dilde, bu tek seslerin bir eylemi imlemesi; bir tavrın, bir davranışın, bir hareketin, bir enerji biçiminin ilk seslendirilişini akla getirmektedir. Dil, ilk sesler ile ilgili ip uçları verecek ses özelliklerindedir adeta. Ve bu, ses ve söz arketiplerinin bulgulanmasının olanak dahilinde olduğunu düşündürtmektedir. Eski Yunanca da «Arke» sözcüğünün hem «İlk» hem de «Enerji» anlamına geliyor olması da ilginçtir. Bu dil, araştırılmasını yalnız dil bilimcilerden ve mevcut dil bilimsel yaklaşımlardan değil, arkeolojik yaklaşımlardan da beklemektedir. Birinci bölümde verdiğimiz Adığece yazılar, dildeki uyuma, dilin oluşumuna dair köklerle ilgili düşünceye, dilin felsefeye yatkınlığına ve dilin kendi felsefesine dair çok açık «İde»'ler verebilmektedir. Birinci bölümdeki metinler incelendiğinde; felsefenin, başlangıcından itibaren oluşumunda ve sonraki zamanlarda izlemiş olduğu süreçte oluşmuş olan kilometre taşlarının ve felsefe akımlarının «öz'ünün» bu dilin kendisinde yattığını görmek; bu dilin adeta bir «felsefe sağlaması» niteliğinde olabileceğini çıkarsamak mümkün gibi durmaktadır. O halde bu dil, dili bilen kendi felsefecilerini de beklemektedir. Evet, 21. Yüzyıl kendisinden beklenen şeyleri karşılayabilecek, gerçekleştirebilecek gibi durmaktadır. Bu enformatik çağ, insan arşivlerini de ortaya çıkarabilecek gibidir. Daha şimdiden insanın kendi «İçkin» fonksiyonunun (düşünme) arşiv kapılarını aralamış gibidir; beyin araştırmaları, bilgide soyut olagelen çok şeyi somuta dönüştürmekte, yeni gerçekleri serimlemektedir. Insanın aşkın (transandantal) fonksiyonun (konuşma) arşivi de dildir. Insan için konuşmanın «kendini aşkınlık» olduğunu, PSAL'E (PSE-L'E) den daha somut ne gösterebilir. Bu şekilde eklemlenmiş bir dil, bu arşivin en güzel örneğidir. Ama arşive kalkmasın bu dil ve bu ilk sesler, «son sesler» (!) olmasın. Bu yazı geç kalmış bir erken yazıdır. Geç kalmış bir yazıdır, çünkü: ... Erken bir yazıdır, çünkü: henüz... -İleri gittiğimi düşünüyorsunuz!- ... Bir adım daha atıyorum ve duyacak kulaklara sesleniyorum:
|